28/10/2007 - Küreselleşme Nedir ?

Aslında tanımı çok basit bir kavram küreselleşme. Öyle siyasi kitaplardan alınmamış, yalın bir halk beyni tarafından ortaya çıkarılmış bir tanım sunmak pek tabii mümkün. Küreselleşmeyi, sanayileşmesini tamamlamış olan devletlerin dünyaya hakim olabilmek amacıyla, gelişmemiş ülkelerin kaynaklarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanması olarak tanımlayabiliriz basit bir şekilde. Yani bir nevi sömürgedir küreselleşme. Hep masallar anlatılır bize, küreselleşmenin bize sağlayacağı yararlara dair. Hiç düşünülmez bazı şeylere sahip olurken tek sermayemiz olan özgürlüğümüze, kendi ülkemizde kendi benliğimizi yaşamamıza gem vurulması.
Peki gelişmemiş ülkeler (gelişmekte olan demiyorum, çünkü önceden gelişmemiş ülkeler diye adlandırılan ülkeler sonradan bu tabirin kaba olması nedeniyle “gelişmekte olan” diye adlandırılmıştır. ) bu küreselleşme çemberine nasıl alınıyor. Gelişmemiş ülkeleri sömürmek için ne gibi politikalar uygulanıyor, kısa kısa göz atalım.
Öncelikle bu ülkelere ekonomik gelişme programları sundular. Bu şekilde onlara borç vererek onlara bağımlı hale gelmelerini sağladılar. Bu sürecin içerisinde yerine getirilmesi gereken bir yığın talep ortaya çıkardılar. Bu şekilde bu ülkelerin bağımsızlıkları ve bütünlükleri tehlikeye girdi. Ayrıca bu ülkeler üretimlerini maliyetlerin düşüklüğünden ve işgücünün ucuzluğundan dolayı bu ülkelere kaydırmaktadırlar. Ayrıca gelişmemiş ülkelerin mali piyasalarında spekülasyonlar ve dengelerin bozulmasıyla para kazanması üretimden de kolaydır.
Bu demek oluyor ki, küreselleşmeye karşı politikalar geliştirmeyen gelişmemiş ülkeler küreselleşme canavarının yemi olmaktan korunamaz ve kalkınmasını gerçekleştirmesi mümkün değildir. Küreselleşme, yeni nesil sömürgenin adıdır ve bu dengeleri küresel güçler belirlemekte, gelişmemiş ülkelerin ekonomilerini ellerinde tutmaktadır. Bu şekilde gelişmemiş bir ülkenin ekonomisi gelişmiş ülkelerin elinde bir oyuncaktan farksızdır.
Türkiye’nin bu küresel savaştaki yeri tartışmasız bellidir. Yukarıda sayılan maddelerin hepsi de Türkiye üzerindeki oyunların bir parçasıdır. Şöyle ki AB’ye girmeden AB’nin bütün ekonomik yükümlülüklerini kabul etmemiz ve gümrük birliğine AB’ye girmeden giren tek ülke olmamız, bu konuda ne kadar dışa bağımlı ve dış politikada hatalı davrandığımızı göstermektedir. Gümrük Birliği ile birlikte ihracatın azalması ve ithalatın artmasına paralel olarak dış ticaret açığının oluşması bizi hiç de şaşırtmamalıdır. Meydana gelen döviz açığı da pek tabii paramızın değer kaybetmesine neden olmaktadır.
Ayrıca IMF’nin bize sunduğu politikalar içerisinde stratejik kurumların özelleştirmelerinin yer alması da ülkemizdeki pazar kaynaklarının kolaylıkla yabancı kurumlar tarafından yönetilmesini sağlamaktır. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı küreselleşme açısından tehlike yaratacağı için IMF programlarında devletin küçülmesi tavsiye edilmektedir.
İşte küreselleşmenin basit bir tanımı. Gerçi bu makaleyi bazı arkadaşlar doğmatik milliyetçilik, bazıları da gelişmeye kapalı olmam olarak nitelendireceklerdir ama beni anlayacak arkadaşlar pek tabii ki olacaktır.
Kaynak : Engin Ekdur - www.ekdur.com
|