25/12/2007 - Asgari ücretli işçiler geceleri aç uyumak istemiyor
|
|
25/12/2007
Asgari ücretli işçiler geceleri aç uyumak istemiyor
Asgari ücretin karın doyurmaya bile yetmediğini dile getiren işçiler, hükümetin gündeme getirdiği zam oranlarına tepkili Akhisarlı
işçi ve emekçiler yaptıkları eylemle dün toplanan Asgari Ücret Tespit
Komisyonu’na taleplerini ilettiler. 420 YTL ücretle geçinmek bir yana
karın doyurmanın bile imkansız olduğunu dile getiren işçiler, “Geceleri
aç uyumak istemiyoruz” dediler. İşçiler taleplerini içeren imzaları
hükümete ve komisyonda işçi kesimini temsilen bulunan Türk-İş’e
gönderdiler. Manisa’nın Akhisar ilçesinde belediye işçileri, TEKEL işçileri,
Graniser ve Keskinoğlu işçileri asgari ücret için bir araya geldi.
Asgari ücretin yükseltilmesi ve insanca yaşanacak seviyeye getirilmesi
talebiyle gerçekleştirilen eyleme, Eğitim Sen, EMEP ve ÖDP de destek
verdi. Bakana tepki gösterdi
İşçiler eylem sırasında “Bölgesel asgari ücrete hayır”, “Ev kirası
300 YTL asgari ücret 420 YTL 120 YTL ile nasıl geçinelim”, “Geceleri aç
uyumak istemiyoruz”, “Asgari ücret vergi dışı bırakılsın”, “Birleşe
birleşe kazanacağız” dövizlerini taşıdılar. Burada işçilere seslenen Belediye-İş Çevre Belediyeler Şube
Başkanı Salih Er Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in asgari ücretin yüksek
olduğuna ilişkin yaptığı açıklamaya tepki göstererek, “Bu zihniyet
bizlerle alay etmektedir. Bunu söyleyenleri asgari ücretle sadece bir
ay geçinmeye davet ediyoruz” dedi. ‘Yüzde 6 sefalet demektir’
Konuşmasının ardından ortak basın açıklamasını okuyan Er; “AKP
Hükümeti ve işverenler 2008 yılı asgari ücreti için yüzde 6 artış
öneriyorlar. Yüzde 6 artış, asgari ücretin ancak 25 YTL artması
demektir. Yüzde 6’lık artış demek çay ve simit parası demektir. Bu
artışla günlük zorunlu ihtiyaçları karşılamak mümkün değildir. Yüzde
6’lık artış biz işçi ve emekçilere insanca yaşam sağlamaz. Yani bu
artış biz işçi ve emekçilerin açlık, yoksulluk ve sefaletinin devam
etmesi demektir” diye konuştu. Açlık sınırının 700 YTL olduğu bir ülkede işçi ve emekçilerin
asgari ücretin insanca yaşanacak bir düzeyde belirlenmesini istediğini
dile getiren Er, talepleri şöyle sıraladı:
Asgari ücret vergi dışı tutulsun
Bölgesel asgari ücret uygulamasının asla gündeme getirilmemesi
İmzalar bakanlığa gönderildi
Yaklaşık 150 kişinin katıldığı eylemde işçiler alkışlarla hükümeti
protesto ederek “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Asgari ücret
yükseltilsin” ve “Yaşasın iş ekmek özgürlük mücadelemiz” sloganlarını
attılar. Eylemden sonra, işçi ve emekçiler, “Asgari ücret yükseltilsin”
talebiyle topladıkları yüzlerce imzayı Çalışma Bakanlığı’na
gönderdiler. (Akhisar/EVRENSEL) |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
22/12/2007 - Türkiye, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetiminden kurtulmak zoru
| Türkiye, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetiminden kurtulmak zorundadır. |
|
|
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek: Abdullah Gül, Powell ile yaptığı '2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma'yı kendi açıkladı |
|
|
Dışişleri
Bakanlığı'nın Abdullah Gül'ün döneminde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı
Colin Powell ile gizli anlaşma yapılmadığını açıklaması üzerine İşçi
Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bir basın toplantısı düzenledi.
Perinçek, Dışişlerinin yalanlamasına karşın Abdullah Gül'ün ABD ile "2
sayfa 9 maddelik gizli anlaşma" yaptığını kendisinin itiraf ettiğini
söyledi.
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in basın açıklamasının tam metni şöyle:
Dün Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaptı. Bu açıklamada, Abdullah
Gül'ün ABD ile gizli anlaşma yaptığı yolundaki haberler yalanlanıyor.
Dışişleri Bakanlığı'nın bu açıklamasını, Abdullah Gül'ün kendisi yalanlamaktadır.
Abdullah Gül'ün gizli anlaşma itirafı, 24 Mayıs 2003 günü Vatan
Gazetesi'nin birinci sayfa manşetinden yayınlanmıştır. O zaman
Dışişleri Bakanlığı makamını işgal eden Gül, Sedat Sertoğlu'na ABD
Dışişleri Bakanı Powell ile 2 Nisan 2003 günü Ankara'daki buluşmasında
yaptığı yazılı anlaşmayı şu sözlerle açıklıyor:
"Şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vurdu) ABD Dışişleri
Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan
üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki.. Powell
Suriye'ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var."
Anlaşma yapılmıştır. Anlaşma yazılıdır; 2 sayfa 9 maddedir.Ve anlaşma
gizlidir. Gazetenin Abdullah Gül'ün ağzından verdiği birinci sayfa
başlığı ise yapılan gizli anlaşmayı özetlemektedir:
"Ortadoğu'daki tüm rejimler değişecek."
Böylece Abdullah Gül, ABD'nin Haçlı Seferi diye tanımladığı Büyük Ortadoğu Projesi'nde görev aldığını açıkça itiraf etmektedir.
Abdullah Gül, bu itirafını başka açıklamalarında da tekrar etmiştir.
Örneğin Radikal gazetesinin 14 Mart 2006 günlü birinci sayfa başlığı
şöyledir:
"Gül: BOP içinde ABD ile Birlikte hareket ediyoruz"
Gül, alt başlıkta, BOP'un amacını "İslam ülkelerine özgürlük ve
demokrasi getirmek" olduğunu belirterek, ABD'nin Haçlı Savaşı'nı haklı
gösterme çabasını sürdürmektedir.
GİZLİ ANLAŞMANIN İÇERİĞİ
Abdullah Gül'ün ABD ile yaptığı 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşmanın
içeriğini 13 Temmuz 2003 günü kamuoyuna açıklamıştık. Arada geçen 4 yıl
içinde bu içerik olgularla doğrulanmıştır.
1.Türk askeri Irak'ın kuzeyinden çekilecek:
TÜRK ASKERİ ÇEKİLDİ.
2. PKK'ya karşı sınır ötesi harekâtlara son verilecek:
SON VERİLDİ.
3. PKK'ya askerî harekât için ABD'den izin:
SON HAREKAT "ONAY" ALINARAK YAPILDI.
4. Türkiye'ye ambargo ve askerî yaptırım tehdidi:
Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KADEK'e karşı ABD askeri makamlarına
bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hükümeti,
Kürt halkına karşı şiddet kullanıldığı ve soykırım uygulandığı
çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD
gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askerî
yaptırımları saklı tutacak.
5. ABD'nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek ve katılım:
ABDULLAH GÜL İRAN'A KARŞI "ABD İLE BİRLİKTE HAREKET ETTİKLERİNİ" VE
"OLUMSUZ BİR TABLO ÇIKARSA İRAN'A KAPILARIN KAPATILACAĞINI" BİRÇOK KEZ
BELİRTTİ (Radikal, 14 Mart 2006).
6. Türk ordusunun asker ve silah gücünde indirim:
İNDİRİM AKP İKTİDARI TARAFINDAN SÜREKLİ GÜNDEME GETİRİLİYOR.
7. Irak'ın kuzeyinde kurulan kukla devlet Türkiye tarafından resmen tanınacak:
TANIMA YOLUNDA ADIMLAR ATILIYOR.
8. PKK/KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af:
AF GİRİŞİMİ GÜNDEMDE.
9. PKK/KADEK yasallaştırılacak:
PKK MECLİSE SOKULDU VE YASALLAŞTIRILMASI SÜRECİ HIZLANDIRILDI.
10. Kamu yönetimi reformuyla belediyelere özerklik:
YASA TBMM'YE GETİRİLDİ. GÜNEYDOĞU BELEDİYELERİ FİİLEN ÖZERKLEŞTİRİLDİ.
11. Aşamalı olarak federasyona geçiş:
FEDERASYON PLANI UYGULANIYOR. ANAYASA GİRİŞİMİ BU YÖNDE.
12. Kıbrıs'ta Denktaş devredışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak:
DENKTAŞ KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN UZAKLAŞTIRILDI. ANNAN PLANI DESTEKLENDİ.
13. Ege'de Yunanistan'ın taleplerine esnek tutum.
14. Ermenistan'a yönelik kısıtlamaların kaldırılması:
AKP DİLE GETİRİYOR.
İKTİDAR KOLTUKLARINI İŞGAL EDENLERİN ABD İLE SÖZLEŞMELERİ BÜYÜK TEHDİT
Abdullah Gül, 2 Nisan 2003 günü Powell ile yaptığı "2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma"nın içeriğini açıklamak zorundadır.
Hukuki açıdan yaptığı iş, devletler arasında anlaşma değil, Abdullah Gül'ü bağlayan bir "hizmet sözleşmesi"dir.
Tayyip Erdoğan'ın da bizim saptadığımız yedi ayrı açıklamasında,
ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde görev yaptığı da dikkate alınırsa,
iktidar sahipleri, ABD'nin sözleşmeli personeli durumunda olduklarını
itiraf etmektedirler.
Nitekim ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicholas Burns Eylül ayında
Türkiye ziyaretinde Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan için " Bize
verdikleri sözleri tuttular" diyerek aralarındaki sözleşmeyi
doğrulamıştır.
ABD ile Türkiye Cumhuriyeti kanunları çiğnenerek yapılan BOP
kapsamındaki görev tanımları, Türkiye'nin geleceği açısından büyük bir
tehdittir.
Türkiye, Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül yönetiminden kurtulmak zorundadır.
|
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
1/12/2007 - DÜŞEN UÇAKTA SABOTAJ İDDİASI
Cuma, 30 Kasım 2007
Isparta'daki uçağın düşüşünde ciddi şüpheler bulunduğu ortaya çıktı.
Ulusal Kanal'a bilgi veren askeri uzmanlar, uçağın düşmesi için
geçerli bir neden olmadığını vurgulayarak, sabotaj ihtimali üzerinde
ciddi olarak durulması gerektiğini vurguladı. Uçakta hayatını kaybeden
6 bilim adamının Türkiye'nin önümüzdeki dönemde teknolojik bakımdan
çok ciddi bir atılım yaptıracak olan Türk Hızlandırıcı Merkezi
çalışması içinde çalışması da sabotaj ihtimalini kuvvetlendiren bir
veri olarak değerlendiriliyor.
Isaprata'da uçağın düşüşüyle ilgili ciddi şüpheli noktalar saptandı.
Ulusal Kanal'a bilgi veren askeri uzmanlar, uçağın piste yönelmesi
gerekirken, piste yöneliyormuş gibi düştüğü dağ bölgesine yöneldiğine
dikkat çekiyor.
Uçak kuleyle irtibatında iniş izni istedikten sonra, pist yerine
gitmemesi gereken bir bölgeye, yani düştüğü dağ bölgesine yöneliyor.
Uzmanlar, bunun için geçerli bir normal neden bulunmadığına dikkat
çekerek, elektronik aldatmaya maruz kalmış olaliceğini vurguluyor. Bu
nedenle sabotaj ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiği
değerlendiriliyor.
Öte yandan uçakta bulunan 6 nükleer tıp uzmanının Türkiye'nin
önümüzdeki dönem ciddi bir teknolojik atılım yapmasını sağlayacak Türk
Hızlandırıcı Merkezi'yle ilgili bir Çalıştay'a katılmak üzere
Isparta'ya gitmekte olduğuna dikat çekiliyor.
Uçakta bulunan Boğaziçi ve Doğuş Üniversitesi'nden akademisyenler,
1997'den beri Devlet Plenleme Teşkilatı destekli olarak devam eden
Türk Hızlandırıcı Merkezi çalışması içinde yer alıyor. Uçakta hayatını
kaybeden Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Engin Arık ve diğer
akademisyenler, yüksek enerji fiziği alanında otorite olarak
tanınıyor. Yüksek Enerji Fiziği, nükleer tıptan, nükleer bomba
yapımına, nakleer santral yapımına ve uzay çalışmalarına kadar çok
önemli alanlarda kullanılıyor.
Prof. Dr. Engin Arık'ın bir başka özelliği, uluslararası nükleer
lobisinin Türkiye'de yıllardır engellemeye çalıştığıdünyada ikinci
sırada rezerve sahip olduğumuz toryum esaslı nükleer santral yapımını
savunması.
-----
ATLAS DENEYİ'NDE ÇALIŞAN PROF. DA UÇAKTAYDI
Isparta yakınlarında düşen Atlasjet uçağında ölen yolcular arasında,
Türkiye'nin ilk kadın nükleer fizikçisi de vardı. Boğaziçi
Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Engin Arık, Avrupa
ülkelerinin ortak girişimleri ile kurulan nükleer araştırma merkezinde
yürütülen "Atlas" deneyinde çalışıyordu. Uçakta Arık dışında 5
bilimadamı daha bulunuyordu.
Düşen Atlasjet uçağının yolcuları arasında, Türkiye'nin ilk
kadınnükleer fizikçisi Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Engin Arık, Araştırma Görevlisi Özgen Berkol Doğan, Yüksek Lisans
Öğrencisi Engin Abat ile Doğuş Üniversitesinden Prof. Dr. Şenel Fatma
Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ve Araştırma Görevlisi Mustafa Fidan
da bulunuyordu.
Avrupa ülkelerinin ortak girişimleri ile kurulan bir nükleer araştırma
merkezi olan CERN'de yürütülen 'Atlas' deneyine Ankara ve Boğaziçi
üniversiteleri gözlemci statüde katılıyor.
Boğaziçi Üniversitesi grubunun başında ise Isparta Süleyman Demirel
Üniversitesi'nde düzenlenen çalıştaya katılmak üzere Isparta'ya
giderken uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden yolculardan Prof. Dr.
Engin Arık bulunuyor.
Arık başkanlığındaki grup, aynı zamanda 'karanlık madde' arayan 'CAST
deneyi'nde de çalışıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü yetkilileri,
'Atlas Deneyi'nin, yüksek enerji fiziği ile ilgili deneysel bir
çalışma olduğunu açıkladı.
Engin Arık kimdir?
İstanbul'da, 14 Ekim 1948'de doğan Prof. Dr. Arık, İstanbul
Üniversitesi Fizik-Matematik Bölümü'nden 1969 yılında mezun olduktan
sonra Pittsburgh Üniversitesi'nde fizik alanında master ve doktora
yaptı.
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Teorik Fizik Kürsüsü'nde 1968-1969
yıllarında öğrenci asistanı olarak mesleğe başlayan Arık, 1969-1976
yılları arasında Pittsburgh Üniversitesi Fizik Bölümü'nde araştırma
asistanı olarak görev yaptı.
Londra Üniversitesi'nde 1976-1979 yılları arasında araştırma görevlisi
olarak çalışan Arık, 1979 yılında Boğaziçi Üniversitesi Fizik
Bölümü'ne geçti. Arık, 1983 yılında Boğaziçi Üniversitesi'nden
ayrılarak 2 yıl Control Data firmasında uzman olarak çalıştı.
Viyana Üniversitesi'nde 1997-2000 yılları arasında görev alan Arık,
1985 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nde öğretim
üyesi olarak görev yapıyordu.
Engin Arık, "Deneysel Yüksek Enerji Fiziği" alanında yaptığı
çalışmalarla 1981 yılında doçent, 1988 yılında profesör oldu. Prof.
Dr. Engin Arık, İsviçre'nin Cenevre kenti yakınlarında kurulu nükleer
araştırma merkezi "European Organization for Nuclear Research
(CERN)"deki 'Atlas Deneyi'nde çalışıyordu.
Aynı bölümde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Metin Arık ile evli olan
Prof. Dr. Arık, iki çocuk annesiydi.
---------------------------------------------------------------------
hürriyet 30.11.2007
isparta'nın Keçiborlu ilçesi yakınlarında düşen uçağın enkazı üzerinde
helikopterle uçan Isparta Valisi Şemsettin Uzun, "O bölge uçağın geçiş
noktası değil" dedi.
Vali Şemsettin Uzun, uçağın düştüğü bölgenin üzerinde helikopterle
uçup, gözlem ve keşif yaptıktan sonra Isparta Süleyman Demirel
Havaalanı'nda gazetecilere yaptığı açıklamada, tüm güvenlik
ekiplerinin ve ambulansların olay yerinde olduğunu belirterek, şunları
söyledi:
"Enkazın üzerinde helikopterle uçtuk. Bütün ambulanslar orada. Uçak
oraya nasıl indi anlamak mümkün değil. Sırtın öbür tarafına düşmüş.
Ağaçlık ve biraz kayalık bir bölge. Uçak perişan vaziyette.
Üzüntülüyüz. O bölge uçağın geçiş alanında değil. Uçakla irtibatın
kesildiğini 03.00'te haber verdiler. Uçağı kuleden görmüşler. Hatta
hava raporlarını vermişler. İniş için müsait denilmiş. Burdur
üzerinden dönüş yapacaktı. Orada bir irtibatsızlık oldu."
Vali Uzun, bölgede uçağın gövdesinin göründüğünü belirterek, "Gövde
var, kanatlar pek yok. Yarım gövde. Gövdenin ön tarafı var. Sağa sola
serpilmiş parçalar var. Olay yerine kara yoluyla gidip vatandaşlarla
beraber olacağız. Çok üzüldük. Ben böyle bir şey görmedim" diye
konuştu.
30 Kasım 2007
-----------------------------------------------------------------------
vatan gazetesi 1.12.2007
can ataklı
---
Erke bağlantısı
Isparta�ya inerken düşen uçakta bulunan bilim adamları kaza ile ilgili
�çok ciddi� şüphelerin de ortaya atılmasına neden oldu. Bu kişilerden
Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Fizik Profesörü Engin Arık�ın bir yıl
önce ortaya çıkan ve bir daha da bilgi verilmeyen �Erke projesi�
içinde çalıştığını öğrendim. Bu proje geçen yıl �ayrıntı verilmeden�
kamuoyuna sunulmuş ve �Hayata geçmesi halinde enerji maliyetinin
sıfıra ineceği, petrol bağımlılığımızın biteceği� ileri sürülmüştü.
Gerçek açıklamanın tam bir yıl sonra yapılacağı da belirtilmişti.
Geçen yıl kasım ayında yapılan bu açıklamadan bir yıl geçmesine rağmen
şu ana kadar hiçbir yeni açıklama yapılmadı ve proje ile ilgili bilgi
de sızmadı. Kasım�ın son gününde meydana gelen bu kaza ister istemez
şüphe yaratıyor.
Aynı profesörün, yine enerji bağımlılığını çok azaltacak CERN adlı
projede de çalışıyor olması şüpheleri daha da artırıyor. Bu konuda
fikir yürüten bazı �komplo teorisyenleri� birini ortadan kaldırmak
için �genel bir kaza� yaratmanın en geçerli yol olduğuna dikkat
çekiyor.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
12/11/2007 - 8 ASKER TUTUKLANDI!
|
|
(Haber: ANKA) Hakkari’nin Dağlıca bölgesinde terör örgütü PKK tarafından kaçırılan 8 asker, çıkarıldıkları Van Askeri Mahkemesi tarafından tutuklandı. Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'na çıkarılan 8 asker, "Suçun vasıf ve mahiyeti askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek" gerekçeleriyle tutuklu yargılanacak.
Ankara'da Genelkurmay Başkanlığı'nca yapılan soruşturmadan sonra Van'a gönderilen 8 asker, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'na çıkarıldı. İfadelerine yeniden başvurulan 8 asker, "Suçun vasıf ve mahiyeti askeri disiplini aşırı derecede sarsmış olması, büyük zararlar doğuran emre itaatsizlikte ısrar suçunun işlendiğini gösteren kuvvetli delilerin bulunması ve izinsiz olarak başka ülkenin topraklarına geçmek" suç ve gerekçeleriyle tutuklanma talebiyle Askeri Mahkeme'ye sevk edildi. |
| kaynak : http://ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=860 |
| |
| |
|
|
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2007 - TAYYİP ERDOĞAN’LARIN YÜREĞİ DÜŞMANLA BİRLİKTE ÇARPIYOR
| TAYYİP ERDOĞAN’LARIN YÜREĞİ DÜŞMANLA BİRLİKTE ÇARPIYOR |
| |
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek: BUNA TERÖR DEĞİL, SAVAŞ DENİR |
|
| |
ABD silahlı güçlerinin desteklediği tabur düzeyinde bir birlik, Türkiye sınırını geçmiş, Türk birliğine saldırmış ve 12 erimizi şehit etmiştir. Sınır ötesi harekât gereklidir. Ancak bu harekât, devletin ve milletin topyekûn bütün gücünü harekete geçirecek bir program kapsamında başarılı olur. Tayyip Erdoğan iktidarından kurtulmak ve Millî Hükümeti kurmak artık yaşam sorunudur. Kısmi seferberlik ilanı, olayın ciddiyetine uyar ve caydırıcı olur.
TEHDİDİN KAYNAĞI, ÇAPI VE ÜSSÜ Tehdidi doğru saptamak gerekir. Bu, tehdit, kaynağı ve arkasındaki güçler belli olmayan bir ifadeyle “terör” diye adlandırılamaz; “PKK terörü” diye adlandırmak da yetersizdir. Başlayan olay, artık terör değil, savaştır. ABD silahlı güçleri tarafından eğitilen ve desteklenen tabur düzeyinde bir birlik, Türkiye sınırını geçmiş, Türk birliğine saldırmış ve 12 erimizi şehit etmiştir.
Durumun özeti şudur:
1. Türkiye, Irak’ı işgal eden ABD emperyalizminin ülkemizi parçalamaya yönelik tehdidiyle karşı karşıyadır.
2. Tehdit, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamındadır. Bu nedenle Kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar uzanan bir tehdidin parçasıdır. Bu boyutlarıyla dünya ölçeğindedir; bütün dünyanın geleceğini ilgilendirmektedir.
3. PKK, burada ABD’nin kullandığı araçlardan biridir.
4. Tehdit üssü, Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan İkinci İsrail’dir.
DEVLETİN VE MİLLETİN TOPYEKUN GÜCÜYLE MÜCADELE ABD kaynaklı, kıtalararası çapta ve bütün dünyanın geleceğini belirleyen bir tehdide, basit bir “Sınır ötesi harekât”la cevap verilemez. Sınır ötesi harekât gereklidir. Ancak bu harekât, devletin ve milletin topyekûn bütün gücünü harekete geçirecek bir seferberliğin parçası olursa, başarıya hizmet eder.
İşçi Partisi, bu amaçla terörü bitirmek için 12 Haziran 2007 tarihinde, devletin ve milletin bütün güçlerini harekete geçirecek bir program ilan etmiştir. Bu program önünde sonunda hükümet programı olacak ve uygulanacaktır. Üç maddede özetlenebilir:
- Güçlü devlet, - Halk seferberliği - Ortadoğu’da ittifak
ABD tehdidine karşı koyma görevi, siyasal, ekonomik, kültürel ve psikolojik bütün boyutlarıyla planlanmalı ve uygulanmalıdır.
İşçi Partisi, bu gerçeklerden hareketle Türkiye ekonomisini vatan savunması gereklerine uygun olarak düzenleyen “Millî Direnme Ekonomisi Programı”nı da hazırlamıştır.
TAYYİP ERDOĞAN’LARIN YÜREĞİ DÜŞMANLA BİRLİKTE ÇARPIYOR ABD merkezli psikolojik savaş örgütleri, Türk Ordusu’na karşı yoğun ve çok cepheli bir yıpratma faaliyeti yürütüyorlar. Tayyip Erdoğan’lar, bu faaliyetin başındadırlar. Tayyip Erdoğan, İngiltere’de dünyanın önünde Türk ordusunu eleştirmektedir. Savunma Bakanı, Ukrayna’da ABD Savunma Bakanı Gates’e Türk Ordusu’nu acz içinde göstermekte ve bu haber AP Ajansı tarafından bütün dünyaya yayılmaktadır. İktidar sahipleri, cephelerini ABD’nin yanından Türk Ordusu’na çevirmişlerdir. Bütün umutları, Türk Ordusu’nun başarıszlığa uğramasıdır. Onların ordusu, ABD ordusudur.
Yalnız psikolojik savaş boyutunda değil, ekonomiden iç ve dış politikaya kadar Tayyip Erdoğan iktidarı, her cephede Ordunun elini kolunu bağlayan bir tutum içindedir.
KİLİT MESELE Türkiye’nin karşılaştığı savaş tehdidine göğüs germesi için, öncelikle ABD ile birlikte hareket eden Tayyip Erdoğan yönetiminden kurtulması gerekiyor.
- Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi parçalamayı amaçlayan BOP görevlisi olduğunu defalarca itiraf etmiştir. - Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 3 Nisan 2003 tarihinde 9 sayfa 2 maddelik gizli bir anlaşma yaptığını itiraf etmiştir. - ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Nicholas Burns, Erdoğan ve Gül’ün ABD’ye verdikleri sözü tuttuklarını kamuoyu önünde açıklamıştır.
Son birkaç günün olayları dahi, iktidar sahiplerinin ABD ile bağlantılarını açıkça sergilemiştir: - Tayyip Erdoğan, Fethullah Hoca’nın toplantısına katılmak için Londra’ya gitmiştir. - Abdullah Gül, “terör meselesini çözmek için” yaptığı görüşmelere PKK’nın yasal kanadı olan DPT yönetimini çağırmaktadır. Açıktır ki, ABD’nin PKK’yı yasallaştırma planı içinde hareket ediyorlar. - Tayyip Erdoğan, Cuma günü 24 TV haber kanalında açıklamalarında “Silah bıraksınlar, gelsinler Meclis’e girsinler” diyerek, Mehmetçiği öldürenleri Meclise davet etmektedir. Zaten Meclis’te bir PKK grubu oluşturulmuştur. Şimdi de bu grubun büyütülmesi aşamasına geçilmiştir. - Tayyip Erdoğan, askeri harekât konusunda “Bedeli neyse öderiz” diyerek, halkımıza karşı ABD’nin psikolojik savaşını yürütmektedir. Askerî hareket öncesinde söylenebilecek tek söz şudur: “Bedeli neyse ödetiriz.”
Terörün arkasında ABD var ve Türkiye’deki iktidar sahipleri, ABD’ye bireysel hizmet sözleşmeleriyle bağlanmışlar ve sözleşmeli personel konumunda bulunduklarını açıkça söylüyorlar. O nedenle Türkiye öncelikle Millî Hükümet kurma sorunuyla yüz yüzedir.
Trakya ve İstanbul’dan Batman, Şırnak ve Van’a kadar yüzbinler, “Türk Kürt kardeştir, Amerika kalleştir” sloganıyla ayağa kalkmıştır. Bu halk hareketi, Cumhuriyet mitinglerinin devamıdır ve Milli Hükümet’in de habercisidir. Tayyip Erdoğan’lar bu nedenle korku içindedirler.
MİLLİ HÜKÜMET ÖNCELİKLE KISMİ SEFERBERLİK İLAN EDER Bugün milli bir hükümetin ilk yapacağı iş, kısmi seferberlik ilan etmektir.
Tehdidin ciddiyeti bunu gerektirir. Kısmi seferberlik ilanı, terörün basit bir PKK terörü sorunu olmadığı, bir vatan savunması göreviyle karşı karşıya bulunduğumuz anlamına gelir.
İkincisi, kısmi seferberliğin terör örgütü ve arkasındaki kuvvetler açısından da caydırıcı etkileri olur.
Önümüzdeki dönemde kaçınılmaz olarak bir Millî Hükümet kurulacak ve ülkeye yönelik tehditlerin kesinlikle üstesinden gelinecektir. Türkiye’nin gücü buna fazlasıyla yeterlidir. Bölgenin diğer ülkeleri de kuşkusuz bizimle birliktedir.
Türkiye, bu zorluklardan 21. yüzyılın büyük destanını yazarak çıkacaktır.
(Aydınlık Dergisi, Başyazı, 28 Ekim 2007) |
Kaynak : http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=833
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/10/2007 - Yaralı asker çatışmayı anlattı
PKK saldırısında 12 şehit veren Hakkari’nin Dağlıca köyündeki piyade taburunda yaralanan kahraman erlerden biri, o gece yaşananları yakınlarına anlattı.
Sabah Gazetesi’nden Erhan Öztürk’ün haberine göre; hastaneden, kendisini telefonla arayan yakınları ile görüşen Mehmetçik, “Çatışma saatlerce sürdü. O kadar kurşun sıktık ki, mühimmatımız bitti. Bendeki şarjörler bitince, şehit olan arkadaşlarımızın şarjörlerini aldım. Beş şarjör bitirdim” dedi. Halen askeri bir hastanede tedavi altında tutulan ve durumu iyi olan Dağlıca Taburu’nun kahraman gazisi bazı arkadaşlarının da kaçırıldığını söyledi. İşte kahraman askerin anlattıkları:
KÖSTEBEK KUŞKUSU “Cumartesi’yi pazara bağlayan gece yarısı, birliğimize sızma yaptılar. Çok kalabalıklardı. Ve çok yüklü gelmişlerdi. Biz tepede 50 kişiydik. Uyuma şansımız yoktu. Tepe emniyetini alıyorduk. Çok yakınımızda olduklarını biliyorduk, sesleri geliyordu. Telsiz konuşmalarını da dinliyorduk. Üstlerimizden öğrendiğime göre, içimizden, bizi bilen biri ‘Buraya gelebilirsiniz, Burası savunmasız demiş… Bir anda geldiler.. Her yerden çıkıyorlardı. Özellikle üst bölgeyi çevrelediler. Biz iki gün öncesine kadar biliyorduk geleceklerini. Çok kalabalıklardı. Adamların nöbet tuttuklarını, doldur boşalt yaptıklarını, şarjörlerini değiştirdikler değiştirdiklerini her şeyi gördük. Hem termal kamera, hem nikon hem de gece görüş var. Her şeyi gördük. Bizimkiler sekiz kilometre öbür tarafa 3- 4 tane havan attı.
SAYILARI 150′DEN ÇOKTU Gelenlerin sayısı 150′nin üstündeydi diye tahmin ediyorum. Çünkü üç bölgeyi yuvarlak içine aldılar. Hepimiz uyanıktık. Saat gece 12′yi 20 geçe başladı. Saat 4′e çeyrek kala kobra helikopterler geldi. O saate kadar hep savunmaya çalıştık. Mühimmatımız bitti. Bende üç şarjör kaldı. Şehit olan arkadaşlarımızın şarjörlerini aldım. Beş şarjör bitirdim. El bombası pimi çektim. Bir tane hücüm yeleği buldum. Onlar üstten ve arkadan saldırdılar. Biz önden bekliyorduk. Bizim inip, çıkamayacağımız yerlerden geldiler. Bunları önceden tespit etmiştik. Benim onbeş metre ilerimdeydi adamlar. Kürtçe falan konuşuyorlardı. İsimlerini falan hep duydum. Roketleri vardı. Çok sağlam gelmişlerdi. Doçka (bir tür uçaksavar) bile getirmiş adamlar. Çok ağır bir silah. Silahlar, el bombaları….Bizden 7-8 kişi şehit düştü. Biz 50 kişiydik. 20 kişi kaldık. 14′ü hastanede burada. Sağlamlar. Gerisi ya onlarla gitti. Ya da şehit oldu.
YARALILARI TAŞIDIM Sonra kobralar bastırmaya başlayınca çocukları aldılar, gittiler. Ben bir tanesini vurdum diye sanıyorum. Çünkü el bombası pimi sesini duydum. On metre yukarımdaydı. Biz aşağıdaydık. Benim yanımda çok arkadaşım öldü. İki tanesini sırtımda taşıdım helikoptere. Onlar gidince sağdan soldan yaralıları topladık. Ben de yaralıyım ama diğer diğer çocuklara göre iyiyim. Sağlığımda bir sorun yok…”
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
23/10/2007 - Mehmetçiğin Katili Amerika, Amerikanın Taşeron Terör Örgütü Pkk
| Türk askerlerinin koordinatları Amerikan istihbaratı tarafından PKK'ya verildi |
| |
DOĞU PERİNÇEK: PKK SALDIRMADAN ÖNCE ABD MEVZİLERİMİZİ BOMBALADI |
| |
|
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, hafta sonu Hakkari'nin Dağlıca kırsalında Mehmetçiğe yapılan hain saldırı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. PKK timlerinin istihbarat bilgisi böyle bir operasyonu yapmaya yeterli olmadığını belirten Perinçek, Türk askerlerinin koordinatlarının Amerikan istihbaratı ağı tarafından PKK'ya verildiğini açıkladı. Perinçek, PKK'nın askerlerimize saldırmadan önce Türk mevzisine ABD tarafından füze ile saldırıldığını söyledi. Doğu Perinçek'in basın açıklamasının tam metni şöyle:
ABD SİLAHLI DESTEĞİ 12 askerimizi şehit eden saldırı, ABD'nin Kuzey Irak'taki askeri güçlerinin desteğiyle gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.
1- Bölgede öldürülen PKK'lıların elinde GPS yani coğrafi konum bildiren cihazlar ve doğrudan uyduya bağlantılı telefonlar ele geçirilmiştir. Esasen uzmanların verdiği bilgiye göre, PKK timlerinin istihbarat bilgisi böyle bir operasyonu yapmaya yeterli değildir. ABD'nin bölgede 60 bin fitte uçurduğu insansız casus uçaklarının gece görüş sistemleriyle elde ettiği istihbarat bilgileri, anında PKK timlerine aktarılmaktadır. ABD istihbarat ağı, Türk askerinin ve PKK timlerinin konumuna ilişkin elektronik enboyları (koordinatları) PKK timlerine aktarmaktadır.
2- Türk askerinin mevzilerine PKK timlerinin saldırısından önce uzaktan ABD füzeleriyle saldırıldığı ve asıl kayıpların o zaman verildiği bilgileri bulunuyor. Kaldı ki, PKK timlerinin ABD özel kuvvetleri (Delta Force) tarafından askeri eğitimden geçirildiği artık herkes tarafından biliniyor. Nitekim PKK lideri Murat Karayılan yaptığı açıklamada, Kuzey Irak'a girecek Türk Ordusu'nun karşısında, yalnız PKK'nın değil, ABD silahlı güçlerinin ve peşmerge güçlerinin bulunduğunu açıkça söylemektedir.
TEHDİDİN KAYNAĞI, ÇAPI VE ÜSSÜ
Önce Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehdidi doğru saptamak gerekir. Bu, tehdit, kaynağı ve arkasındaki güçler belli olmayan bir ifadeyle "terör" diye adlandırılamaz; "PKK terörü" diye adlandırmak da yetersizdir.
1. Türkiye, Irak'ı işgal eden ABD emperyalizminin ülkemizi parçalamaya yönelik tehdidiyle karşı karşıyadır. 2. Tehdit, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamındadır. Bu nedenle Kuzey Afrika'dan Orta Asya'ya kadar uzanan bir tehdidin parçasıdır. Bu boyutlarıyla dünya ölçeğindedir; bütün dünyanın geleceğini ilgilendirmektedir. 3. PKK, burada ABD'nin kullandığı araçlardan biridir. 4. Tehdit üssü, Irak'ın kuzeyinde kurulmuş olan İkinci İsrail'dir.
DEVLETİN VE MİLLETİN TOPYEKÛN GÜCÜYLE MÜCADELE
ABD kaynaklı, kıtalararası çapta ve bütün dünyanın geleceğini belirleyen bir tehdide, basit bir "Sınır ötesi harekât"la cevap verilemez. Sınır ötesi harekât gereklidir. Ancak bu harekât, devletin ve milletin topyekûn bütün gücünü harekete geçirecek bir seferberliğin parçası olursa, başarıya hizmet eder.
İşçi Partisi, bu amaçla terörü bitirmek için 12 Haziran 2007 tarihinde, devletin ve milletin bütün güçlerini harekete geçirecek bir program ilan etmiştir. Bu program,
- Güçlü devlet, - Halk seferberliği - Ortadoğu'da ittifak
bölümlerinden oluşmaktadır. ABD tehdidine karşı koyma görevi, siyasal, ekonomik, kültürel ve psikolojik bütün boyutlarıyla planlanmalı ve uygulanmalıdır.
İşçi Partisi, bu gerçeklerden hareketle Türkiye ekonomisini vatan savunması gereklerine uygun olarak düzenleyen "Millî Direnme Ekonomisi Programı"nı hazırlamıştır.
KİLİT MESELE: TAYYİP ERDOĞAN YÖNETİMİNDEN KURTULMAK Türkiye'nin terörden kurtulması için, öncelikle ABD ile birlikte hareket eden Tayyip Erdoğan yönetiminden kurtulması gerekiyor.
- Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi parçalamayı amaçlayan BOP görevlisi olduğunu defalarca itiraf etmiştir. - Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile 3 Nisan 2003 tarihinde 9 sayfa 2 maddelik gizli bir anlaşma yaptığını itiraf etmiştir. - ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Nicholas Burns, Erdoğan ve Gül'ün ABD'ye verdikleri sözü tuttuklarını kamuoyu önünde açıklamıştır.
Son birkaç günün olayları dahi, iktidar sahiplerinin ABD ile bağlantılarını açıkça sergilemiştir:
- Tayyip Erdoğan, Fethullah Hoca'nın toplantısına katılmak için Londra'ya gitmiştir. - Abdullah Gül, "terör meselesini çözmek için" yaptığı görüşmelere PKK'nın yasal kanadı olan DPT yönetimini çağırmaktadır. Açıktır ki, ABD'nin PKK'yı yasallaştırma planı içinde hareket ediyorlar. - Tayyip Erdoğan, Cuma günü 24 TV haber kanalında açıklamalarında "Silah bıraksınlar, gelsinler Meclis'e girsinler" diyerek, Mehmetçiği öldürenleri Meclise davet etmektedir. Zaten Meclis'te bir PKK grubu oluşturulmuştur. Şimdi de bu grubun büyütülmesi aşamasına geçilmiştir. - Tayyip Erdoğan, askeri harekât konusunda "Bedeli neyse öderiz" diyerek, halkımıza karşı ABD'nin psikolojik savaşını yürütmektedir. Askerî hareket öncesinde söylenebilecek tek söz şudur: "Bedeli neyse ödetiriz."
Terörün arkasında ABD var ve Türkiye'deki iktidar sahipleri, ABD'ye bireysel hizmet sözleşmeleriyle bağlanmışlar ve sözleşmeli personel konumunda bulunduklarını açıkça söylüyorlar. O nedenle Türkiye öncelikle devletin ve milletin bütün gücünü harekete geçirecek Millî Hükümet kurma sorunuyla yüz yüzedir.
MİLLİ HÜKÜMET ÖNCELİKLE KISMİ SEFERBERLİK İLAN EDER
Türkiye hızla parçalanmaya ve iç çatışmalara doğru sürüklenirken, Tayyip Erdoğan iktidarı ABD tarafından belirlenen görevi gereği Ordunun elini kolunu bağlayan bir tutum içindedir.
Bugün milli bir hükümetin ilk yapacağı iş, kısmi seferberlik ilan etmektir.
Tehdidin ciddiyeti bunu gerektirir. Kısmi seferberlik ilanı, terörün basit bir PKK terörü sorunu olmadığı, bir vatan savunması göreviyle karşı karşıya bulunduğumuz anlamına gelir. İkincisi, kısmi seferberliğin terör örgütü ve arkasındaki kuvvetler açısından da caydırıcı etkileri olur.
Önümüzdeki dönemde kaçınılmaz olarak bir Millî Hükümet kurulacak ve ülkeye yönelik tehditlerin kesinlikle üstesinden gelinecektir. Türkiye'nin gücü buna fazlasıyla yeterlidir. Bölgenin diğer ülkeleri de kuşkusuz bizimle birliktedir.
Kaynak : http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=831
|
Son olarak şunu eklemek isterim abd,kapitalzmin kanunlarını emperyalizm üzerine uyguluyarak terör konusunda taşeron örgütler yaratıyor bunlardan biriside pkk dır toplumca bunun bilincine varmalıyız
pkk örgütü maşa olarak kullanılmaktadır bu örgüt mensupları ordumuz içine dahi sızmış olabilirler
kaçırılan 8 asker kaçırılmamıştamtersine dağlıca çatışmasında amerikanın kullandığı ajanlar olabilir askeri birimlerce detaylıca araştırılması gereken bir konudur bu.
Milletçe başımız sağolsun - ANTİ2K
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/10/2007 - Taslağa özgürlükleri değil devrimciliği savunarak karşı durabili
Atatürk Devrimi’nin Anayasası Paneli: Taslağa özgürlükleri değil devrimciliği savunarak karşı durabiliriz |
|
| |
İşçi Partisi Ankara ve İstanbul’da anayasa taslağı ve Türkiye’nin çıkış yolunun tartışıldığı “Atatürk Devrimi’nin Anayasası” başlıklı iki panel düzenledi.
ANKARA PANELİ 29 Eylül Cumartesi günü yapılan panelde İşçi Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vurul Savaş, Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Genel Başkanı Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alparslan Işıklı, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Tunç konuşmacı olarak yer aldılar. Türk Metal Sendikası Konferans Salonu’nda gerçekleşen paneli beş yüze yakın konuk izledi.
PROF. IŞIKLI: ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BOP İÇİNDE DEĞERLENDİRİLMELİDİR Paneli yöneten Eski Yozgat Senatörü Servet Bora konuşmacıların ilk olarak Anayasa meselesinin Türk milletinin isteğiyle mi yoksa ABD ve AB’nin isteğiyle mi güdeme geldiği sorusunu yanıtlamalarını istedi.
İlk sözü alan Prof. Alparslan Işıklı, Bora’nın sorusuna karşılık “meseleye küresel boyutta bakılmalı” dedi. ABD’nin Çin’den gelen çok kutuplu dünya tehlikesine tahammülü olmadığını söyleyen Işıklı ABD Dışişleri Bakanı Condelezza Rice’in “Türkiye’nin de içinde bulunduğu 22 ülkenin coğrafyasını değiştireceğiz” sözlerini hatırlatarak “Anayasa değişikliğini de bu çerçeveye oturtmak gerekiyor” dedi. Avrupa Birliği’nin ilerleme raporunda “Türkiye’yi AB’nin kapısına demir kazıkla bağlayacağız” yazdığını söyleyen Prof. Işıklı, bu açıdan bakıldığında anayasada yer alan eğilimlerin kökleri berraklaşıyor” dedi. Prof. Işıklı, Servet Bora’nın Anayasa meselesini gündeme kimin getirdiği sorusunu da “Türk halkının isteklerini karşılamaya yönelik bir anayasa olsaydı hazırlığını bir kurucu meclis yapardı” diyerek cevapladı. Prof. Işıklı sözlerine şöyle devam etti, “Tahsin Bekir Balta hocamız ‘referandumla bu işi çözmek diktatörlüğün bir biçimidir’ derdi. Çünkü referanduma sunduğunuzda dayatmış oluyorsunuz. Oysaki halkın iradesi biçimlenme aşamasında, kurucu meclise seçeceği insanları bir anayasa yapmak için görevlendirdiğini bilerek oy verdiği zaman ortaya çıkar.” Yapılan değişiklikle uluslar arası anlaşmaların Türkiye’nin yasalarından üstün hale getirilmesini eleştiren Prof. Işıklı, “AB’ye alınmayacağımız belliyken anayasamızı değiştiriyoruz. Diyoruz ki biz AB’ye demir kazıkla bağlanmayı kabul ediyoruz.”
İRAN VE MALEZYA KARŞI ÇIKTIKLARI İÇİN HEDEF GÖSTERİLİYOR “Mahalle baskısı geliyor”, “Malezya mı olacağız” tartışmasına da değinen Prof. Işıklı, “Bunların korktukları din istismarının emperyalizmin dışında ona karşı bir amaçla kullanılmasıdır. İrticanın egemen olduğu ülke denilince neden Suudi Arabistan değil de İran ve Malezya örnekleri veriliyor. Çünkü İran emperyalizme karşıdır. Sağlık sorunları nedeniyle görevini devreden Malezyalı Mahatir Muhammed de IMF’ye rest çeken ender üçüncü dünya ülkesi liderlerinden biriydi” dedi.
82 ANAYASASI ALABİLDİĞİNE ÖZGÜRLÜKÇÜ Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Tunç, 1982 Anayasası’nın ilk hazırlandığında otoriter bir anayasa olduğunu ancak bugüne kadar 90’a yakın maddesinin değiştiğini söyledi. Prof. Tunç şöyle konuştu, “AB hayaliyle yapılan anayasa tadilatlarıyla Avrupalı siyaset bilimcilerin dahi düşünemediği oranda özgürlükçü bir anayasaya kavuştuk. Yapılan değişikliklerle küresel emperyal gücün BOP içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ne biçtiği rolü kendinin dahi hayal edemeyeceği ölçülerde gerçekleştirebilecek bir yapılanma ortaya çıkıyor.” Prof. Tunç Türklük kavramının anayasadan çıkartılarak mikro milliyetçi yapılanmaları teşvik eden bir anlayış ortaya konulduğunu, milli devletin parçalanmasını amaçlayan bir yapı oluşturulmaya çalışıldığını söyledi. Alman ve Fransız anayasalarından örnekler veren Tunç, “Alman anayasasının 116. maddesine göre Alman uyruğuna sahip olanlar ile mülteci ve sürgün olarak sonradan Alman ülkesine kabul edilmiş olanlar, Alman sayılır” dedi.
“VATANA İHANET SUÇU İŞLİYORLAR” Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş ise AKP’ye yakın hukukçuların açıklamalarına bakıldığında bu anayasa ile birlikte dört amacın gerçekleştirilmek istendiğine dikkat çekerek bu amaçları sıraladı: “Kemalizmin tasfiyesi ve Türk ordusunu Cumhuriyeti koruma görevini layıkıyla yapamaz hale getirme. Laik devleti tarihe gömmek. Üçüncüsü yargıyı tek bir partinin güdümüne sokarak kuvvetler ayrılığını dolayısıyla hukuk devletini ortadan kaldırmak ve müzakere çerçeve belgesinde Erdoğan’ın başbakan, Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu hükümetin taahhüt ettiği hususları gerçekleştirmek” Savaş, bu taahütleri de açıkladı, “Bu kararlar içinde Öcalan’a verilen kararı lanetliyoruz, Türk ordusu Kıbrıs’ta işgalcidir, Ermeni soykırımını tanımadan AB’ye giremezsiniz gibi her türlü kırmızı çizgimizin aleyhine hükümler yer alıyor. On birinci maddeye göre ise üyelik yükümlülükleriyle bağdaşmayan uluslararası anlaşmalar sona erdiriliyor. Lozan ve Montrö böylece tartışmaya açılıyor. Çünkü Avrupa Parlamentosu “Kürtler ve Aleviler azınlıktır” diyor. Bu maddeleri kabul etmek açıkça vatana ihanettir.”
MİLLİ DEVLETİN OTORİTESİNİ DAĞITIRKEN ABD’NİNKİNİ GENİŞLETİYORLAR İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek anayasaları devletlerin programlarının hukuki ifadeleri olarak tanımladı. Perinçek yeni anayasa taslağının felsefesini “Milli devletin otoritesini dağıtmak, karşılığında üst devletin yani Avrupa’nın ABD’nin otoritesini genişletmek” olarak tanımladı. Perinçek, “hazırlanan taslakla Milli devlete karşı etnik mezhepsel ve cemaate ilişkin ortaçağdan kalma kurum ve ilişkileri güçlendirmek amaçlanıyor” dedi. Anayasa taslağının bir başka özelliğinin de millete karşı bireyi öne çıkartması olduğunu vurgulayan Perinçek sözlerine şöyle devam etti, “Millete karşı bireyi, kamuya karşı özel çıkarı, çağdaşlığa karşı ortaçağı üstün hale getiriliyor. Anayasanın tamamına bakınca altta kalan milli devlet, millet ve kamudur. Üstte olanlar ise üst devlet, etnik mezhepsel tarikat ilişkileri, bunların güçlendirilmesine paralel olarak da yerel yönetimlerdir.” Türk devriminin 1937 yılında kendi deneylerinden bir formül ürettiğini ve bunu da ‘Türkiye devleti cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik, devrimcidir’ diye Anayasası’na kaydettiğini söyleyen Perinçek, “Türkiye’nin bu ezberi bozuldu. Yerine insan haklarına dayanan sosyal laik hukuk devleti geldi. Bu batının kendi anayasa süreçlerinde ürettiği formül. Bu formülle kamuculuk, halkçılık, devletçilik, devrimcilik gitti” dedi.
Türkiye’nin bir hesaplaşma dönemine gittiğini söyleyen Perinçek, “bu dönemde hiç kimse özgürlükçü olmayacaktır. Herkes devlet otoritesini ele geçirip diğerini ezmeye çalışacaktır. Onların özgürlükçülüğü ABD ve Avrupa’yı güçlü hale getiriyor. Bizim de buna karşı Atatürk devriminin Anayasasıyla savaşmamız lazım” dedi.
BU SÜREÇTEN ANCAK DEVRİMCİLİKLE ÇIKILIR Sol ve ilerici çevrelerin hep muhalefette kalma tavrı ve buna yönelik politikalar üretmesini de eleştiren Perinçek, “Bu süreçten ancak, ben Türkiye’yi yönetmek zorundayım, kamuculukla, halkçılıkla, milliyetçilikle, cumhuriyetçilikle, devrimcilikle Türkiye’yi çağdaş geleceğe götüreceğim iddiasıyla çıkılabilir” dedi. Türkiye’nin son seksen yıldır hiçbir zaman bir devrim konağına gelmediğini söyleyen Perinçek, Türkiye’nin önündeki tek çıkışı da açıkladı, “Hortumcunun malına el koymadan, bu kurum ve ilişkilerle ne vatan savunulabilir, ne de dış tehditlere karşı konulabilir. 1920’lerde olduğu gibi Ankara’da bir milli hükümet bir milli irade oluşturmadan Türkiye’nin var olması mümkün değil. Türkiye halka dayanan güçlü bir yürütme kuracak. Anayasa Türkiye’nin Kemalist devrimi tamamlamaprogramını getirecek. Bu da Atatürk’ün yaptığı gibi iktidar amacına yönelik bir araçla, ancak partiyle olur.”
İSTANBUL PANELİ
İşçi Partisi İstanbul’da 30 Eylül’de Mecidiyeköy Kültür Merkezi’nde “Atatürk Devriminin Anayasası” konulu açık oturum düzenleyerek AKP’nin hazırlattığı yeni Anayasayı ve Atatürk Devriminin Anaysasa’sını tartıştı.
Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun yönettiği açık oturumda, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, DSP Cumhurbaşkanı adayı Eski Devlet Bakanı Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli ve Eski Turizm Bakanı-Cumhuriyet Yazarı 1961 Kurucu Meclis Üyesi Dr. Alev Coşkun birer konuşma yaptılar.
ALEMDAROĞLU: “BU TASLAK KABUL EDİLEMEZ” Oturum Başkanı Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Kemal Alemdaroğlu AKP’nin hazırlattığı yeni Anayasadaki tehlikelere dikkat çekti. Taslaktaki değişikliklerin kabul edilebilir olmadığını belirten Prof. Alemdaroğlu, Atatürk milliyetçiliği kelimelerinin taslağın birçok yerinden kaldırıldığını söyledi. “Resmi dil Türkçedir” sözünün çıkarıldığını vurgulayan Prof. Alemdaroğlu, “bunun yerine dili Türkçedir ifadesi getirlerek, Türkçe resmi dil olmaktan çıkarılıyor” dedi. Prof. Alemdaroğlu Türk vatandaşı kavramının da yerini vatandaşlık gibi ifadelere bıraktığını söyledi. Alemdaroğlu taslağın öğretimde kılık kıyafet serbestliği tanıdığına değinerek, YÖK’ün hükümet inisiyatifinde bir kuruma dönüştürülmek istendiğine dikkat çekti.
61 ANAYASASI GENİŞ KATILIMLA HAZIRLANDI Prof. Alemdaroğlu’nun sunumunun ardından söz alan Eski Turizm Bakanı-Cumhuriyet Yazarı 1961 Kurucu Meclis Üyesi Dr. Alev Coşkun sözlerine Atatürk devrimleri konusunda en ciddi ve güçlü mücadeleyi veren İşçi Partisi üyelerini selamlayarak başladı, “Cumhuriyet ilkelerini, Atatürk devrimlerini korumak ve yaşatmak yönünde en yılmaz, en ciddi, en güçlü mücadeleyi veren İşçi Partisi mensupları hepinizi sevgi ve saygılarımı sunuyorum” İşçi Partisi’nin Kemalist Devrimi tamamlama Anayasası çalışmalarına da katılacağını söyleyen Coşkun konuya 1924 Anayasasıyla girdi, “1924 Anayasası en devrimci anayasadır. O dönem bir taraftan iç düşmanlarla savaşıyorduk. Bir taraftan da emperyalizmle savaşıyorduk” dedi. 61 Anayasası’nın felsefesini anlatan Coşkun, 61 Anayasası’nın en ilerici Anayasalardan biri olduğunu belirterek “Hukukun üstünlüğü ilkesini savunan ve Atatürk ilkelerine bağlı bir anayasaydı” dedi. 61 Kurucu Meclisi’nin yapısının iyi dersler verdiğini söyleyen Coşkun, “o günkü meclis tayinle gelmedi. Bütün barolar bir araya geldi beş kişi seçti. Doktorlar beş kişi seçti. Sendikalar on kişi seçti. Yargıçlar sekiz kişi seçti. Üniversiteler beş kişi seçti. Odalar, ziraatçılar, tarımcılar biraraya geldi ve o 273 kişi böyle seçildi” dedi. Konuşmasında Coşkun yanında getirdiği 61 Anayasası kitabını havaya kaldırarak şunları söyledi: “Tarık Zafer Tuna hocamız ‘İnsan derisiyle kaplı anayasalar’ derdi. İşte bu anayasa Turan Emeksizler şehit edildikten sonra insan derisiyle kaplı bir anayasadır” Coşkun’un bu sözleri alkışla karşılandı. “Anayasa mahkemesi Türk demokrasisini işletti” diyen Coşkun, AKP’nin asıl amacının türbandan çok Anayasa mahkemesini törpülemek olduğunu, işte o zaman türban meselesini de rahatlıkla çözeceğini söyledi.
“ANAYASAYI HAZIRLAYANLAR FETHULLAHÇI” AKP’nin hazırlattığı anayasayı asla kabul etmeyeceğini belirten Coşkun sözlerini şöyle sürdürdü: “Hayatımın sonuna kadar AKP’nin dayatma anayasasını kabul etmeyeceğim ve buna karşı mücadele edeceğim. Çünkü 6 kişinin hazırladığı, Karen Fogg’a bağlı, AB’ye bağlı fonlardan beslenen ve desteklenen; Fethullahçı oldukları tespit edilmiş 6 kişinin hazırladığı bu anayasa sivil olamaz.” Coşkun’un bu sözleri salondakiler tarafındanda büyük alkış aldı.
1961 Kurucu Meclis Üyesi Dr. Alev Coşkun, Anayasa taslağındaki tehlikeleri şu başlıklar altında topladı: “Cumhurbaşkanı’nın yetkileri budanıyor. Başbakan’ın yetkisi arttırılıyor. Anayasa Mahkemesi alt üst ediliyor. YÖK’ün yapısı değiştiriliyor. Sayıştay kalkıyor. Devlet Denetme Kurulu kaldırılıyor. Milli Güvenlik Kurulu Başbakan’a bağlanıyor. Yüksek Askeri Şura’nın kararları yargının dışındadır hükmü kaldırılıyor.” Alev Coşkun sözlerini bu anayasaya karşı örgütlenelim çağrısıyla bitirdi.
KARŞI DEVRİM GİRİŞİMİ Eski Devlet Bakanı- DSP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli sipariş üzerine hazırlanan bu anayasayla ulus devletin ortadan kaldırılmak istendiğine dikkat çekti. “Bu anayasayla Türkiye Cumhuriyeti’nin, üniter, ulus devlet yapısını ortadan kaldırmayı hedefliyorlar” diyen İçli, söz konusu değişiklikle cumhuriyetin temel ilkelerini değiştirmek için çaba harcandığını vurguladı. İçli, “Birçok bilim insanı ve siyasetçi bu girişimlere ‘sivil darbe’ diyor. Doğru, bu bir sivil darbe, bir karşı devrim girişimi” diye konuştu.
“YERELLERE YETKİ VERMEK TÜRKİYE’Yİ FEDERALİZME GÖTÜRÜR” AKP’nin hazırlattığı anayasanın Atatürk’e saldırının mimarlığını yaptığını söyleyen İçli, “Diyorlar ki ‘Anayasanın ideolojisi olmazmış. Bu anayasada Atatürk’ün ideolojisi varmış. Atatürk’ün ideolojisi demokrasi ve hukuku kısıtlarmış. Bu anayasa mutlaka değişmeliymiş’ İşte Lozan’ın hesabını almak istiyorlar. Burada emperyalizmin felsefesi var” dedi. Taslakta yerel yönetimlere de yetki verildiğini vurgulayan İçli, sözlerini söyle sürdürdü: “yerellere yetki vermek Türkiye’yi federalizme götürür.”
“ATATÜRKÇÜ ANAYASA YAPACAĞIZ” Açık oturumun son konuşmacısı İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ti. Perinçek, anayasa değişikliğinin bir amacının “milli devleti, adeta tarikatla cemaatle boğmak” olduğunu söyledi. Perinçek, şöyle devam etti: “Bu anayasanın hedefi, devleti özelleştirmektir. Hazırlanan bu anayasa, son derece özgürlükçü bir anayasadır. O kadar özgürlükçüdür ki, bölünmeye, tarikatlaşmaya, cemaatleşmeye, hepsine sonuna kadar özgürlük vermektedir. Bu özgürlükler, Avrupa’dan bize dayatılan özgürlüklerdir. Özgürlükçü cepheden bu anayasayla gerekli mücadele verilemez.”
Perinçek; Alev Coşkun’un “biz bu anayasayla mücadele edeceğiz” sözlerine atıfta bulunarak, “Biz bu anayasayı yaptırmayacağız mücadelesini, biz yeni Atatürkçü anayasa yapacağızla sürdüreceğiz” dedi. Kuvvayi Milliye ruhuyla toplumun yeniden örgütlenmesi gerektiğini söyleyen Perinçek, “Türkiye ya yeniden Atatürk Devrimi temelinde örgütlenecek ya da kaybedecektir” dedi. Perinçek “Ya devrim ya ölüm” sloganıyla sözlerine son verdi. Konuşmaların ardından açık oturumun ikinci kısmı soru ve cevaplara ayrıldı. Katılımın yüksek olduğu oturumda vatandaşlar soruları ve katkılarıyla anayasa tartışmalarına dahil oldular. Her söz alan AKP’nin anayasasını kabul etmeyeceğini ve Atatürkçü bir anayasaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
|
Kaynak: http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=811
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/7/2007 - İRAN'LA TARİHİ GAZ ANLAŞMASI
| Pazar, 15 Temmuz 2007 |
Türkiye ile İran arasında enerji pazarlığına son nokta konuldu. Dün Ankara’ya gizli bir ziyaret gerçekleştiren İran Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamaneh’le yapılan anlaşma ile Türkmen gazının İran-Türkiye hattıyla Avrupa’ya taşınması ve İran’daki Güney Pars gaz sahasında bulunan üç fazı Türkiye"nin işletmesi öngörülüyor.
Anlaşma önceki gün Türkiye'ye gelen İran Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamaneh ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler tarafından imzalandı. Anlaşmaya göre, iki ülke, İran gazının Türkiye üzerinden, Türkmenistan doğalgazının da İran ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması, İran'ın Asaluye kentindeki doğalgaz geliştirme alanında işbirliği yapılması ve petrol ticaretindeki mevcut işbirliğinin devam ettirilmesi konularında anlaştı. İran Petrol Bakanı Hamaneh, mutabakat zaptının imzalanmasından sonra İRNA'ya yaptığı açıklamada, görüşmenin "çok olumlu" geçtiğini ve imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkenin petrol ve gaz işbirliği konusunda "çok büyük bir adım" attıklarını söyledi. İki ülke yetkilileri arasında enerji konusunda daha önce de görüşmeler olduğunu, ancak bunlardan bir sonuç alınamadığını belirten Hamaneh, "Ama bugün petrol ve gaz konusunda büyük bir adım attık ve İran'ın Türkiye üzerinden Avrupa'ya doğalgaz göndermesi konusunda anlaşık" dedi. İran gazının Avrupa'ya taşınması için bir doğalgaz boru hattı inşa edilmesi gerektiğini belirten Hamaneh, bunun için oluşturulacak projeye iki ülkenin eşit oranda katılacağını da kaydetti. |
Kaynak : http://www.ulusalkanal.com/
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
16/7/2007 - Milli Hükümet bu suçun hesabını soracaktır!
| İşçi Partisi’nden Citibank’ın 3 milyar dolar vergi borcunu silen Erdoğan ve Unakıtan hakkında suç duyurusu |
|
| |
İşçi Partisi, Citibank’ın 3 milyar dolar (4 milyar YTL) tutarındaki vergi borcunu silen Maliye Bakanı ile Başbakan ve sorumlu hükümet üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Mehmet Cengiz tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan suç duyurusunda; bir Amerikan bankası olan Citibank’ın bu vergi borcunun silinmesi ile zimmet, irtikap ve görevi kötüye kullanma suçlarının işlendiği belirtildi.
Mehmet Cengiz düzenlediği basın toplantısında suç duyurusunu açıklayarak şunları söyledi:
“Hükümetin bu yasa dışı uygulamasının bedeli vergilerle halka ödetilmektedir. Türkiye’de, köylünün bir yıllık mazot tüketimi 2 milyon 222 bin tondur. Citibank’ın 3 milyar dolar (4 milyar YTL) vergi borcunun tahsil edilmesi halinde, köylüye mazot 1 YTL’den sağlanabilecek, ayrıca geriye 1 Milyar dolar kalacaktır. Bu yıl bütçede köylüye ayrılan destek 2, 9 milyar YTL. Citibank’a aktarılan para ise 4 milyar YTL. 30 milyon köylümüze 2, 9 milyar YTL’yi çok görenler Citibank’ın cebine havadan 4 milyar YTL koymuşlardır.
Vergi kanunla konur, kanunla kaldırılır. Devlet, nasıl idari bir tasarrufla vergi koyamazsa; aynı şekilde idari tasarrufla kanunların alınmasını emrettiği bir vergiyi de kaldıramaz.
Somut olayda Türk Ceza Kanunu’nun “İrtikap” suçunun düzenlendiği 250 ve 251. maddeleri ile “görevi kötüye kullanmak” suçunun düzenlendiği 257. maddesi ihlal edilmiştir.
Faillerin bu eylemleri nedeniyle cezalandırılmalarıyla da yetinilemez. Kamunun uğradığı bu zararın tazmini de gerekir.
Yüce Divan’da yargılanmaları gereken sorumluların cezalandırılmalarını talep ediyoruz.
Önümüzdeki dönemde, İşçi Partisi’nin merkezinde yer alacağı Milli Hükümet bu suçun hesabını mutlaka soracak, kamunun uğratıldığı bu zarar tazmin ettirilecektir.
Cumhurbaşkanı’nı da göreve çağırıyoruz. Devlet Denetleme Kurulu derhal harekete geçirilmeli, suç bütün kanıtlarıyla belirlenip yargıya götürülmelidir.
Bu suçu herhangi bir Vergi Dairesi Müdürü işlemiş olsaydı, derhal görevinden alınır, yargılanır ve cezalandırılırdı.
Suçun Maliye Bakanı ve Hükümet tarafından işlenmiş olması daha da vahimdir. Anayasa’nın 104. maddesinin (b) bendine göre Cumhurbaşkanı bakanları görevden almaya yetkilidir. Anılan hüküm, bu gibi durumlar için konulmuştur. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan derhal görevden alınmalıdır”.
İşçi Partisi'nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve hükümet üyeleri hakkında yaptığı suç duyurusunun tam metni aşağıdadır:
19 Haziran 2007
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na Ankara
Şikayet Edilenler : Başbakan R. Tayyip Erdoğan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan Diğer Hükümet üyeleri
Konu: Citibank’ın vergi borcunun tahsilinden vazgeçmek suretiyle irtikâp ve görevi kötüye kullanmak suçlarını işleyen şikayet edilenler hakkında kamu davası açılarak cezalandırılması istemidir.
Açıklamalar: Citibank’ın 3 milyar dolar (4 milyar YTL) tutarındaki vergi borcu Maliye Bakanı’nın 23 Aralık 2002 tarihli onayı ile silindiği açıklanmıştır. AKP Hükümetinin bu icraatı yasaya aykırıdır ve suç oluşturmaktadır.
Citibank, dünyanın önde gelen finansal kuruluşlarından Citigroup’un sahibi bulunduğu bir Amerikan bankasıdır. Hisselerinin tamamı altı Amerikan kuruluşuna aittir. Türkiye'de bireysel bankacılık hizmetleri yürüten ilk yabancı bankadır (*).
Hükümetin, bu uygulamasına dayanak teşkil edebilecek mevzuat ancak 4353 sayılı yasa olabilir.
Anılan yasanın 28. maddesine göre, devlete ait bir hakkın takip edilmesinden vazgeçmek, bunun takibinde fayda umulmayan hallerde Muhakemat Genel Müdürlüğü’nün önerisi üzerine Maliye Bakanı’nın yetkisine bırakılmıştır. Ancak bu yetki keyfi olarak kullanılamaz. Birincisi, miktar olarak sınırlanmıştır. Yasada öngörülen sınır 50 milyon TL (50 YTL) dir; ancak bu sınır Bütçe Kanunlarıyla artırılmaktadır. İkincisi, bu yetkinin kullanılması kamu yararıyla sınırlıdır.
Vazgeçilecek kamu hakkının bu miktarı aşması halinde Danıştay’dan ön izin alınması gerekmektedir. Yasanın 29. maddesine göre önce Danıştay’dan olumlu mütalaa alınacak ve bu mütalaaya dayanılarak kararname düzenlenecektir.
Keza, yasanın 30. maddesine göre, genel bütçe içindeki daireleri ilgilendiren ve mahkemelere, hakem veya icraya intikal etmiş olan işlerin sulh yoluyla hallinde yarar görüldüğü durumlarda da Maliye Bakanlığı, Muhakemat Genel Müdürlüğü’nün önerisi üzerine, hakkı tanıma veya Hazine’nin bir menfaatinden vazgeçme konusunda anlaşma yapmaya yetkilidir. Ancak, bu anlaşmanın boyutu da bütçe kanunlarıyla kararlaştırılmaktadır. Anlaşma ile tanınan hak ya da vazgeçilen menfaatin bu sınırı aşması halinde, Danıştay’dan olumlu görüş alınması ve kararnameye bağlanmış olması gerekir.
2003 yılı Bütçe Kanunu’na göre bu sınır, 500 milyar TL (0,5 milyar YTL) idi. Citibank’ın 4 milyar YTL vergi borcunun silindiği 2002 yılında Bütçe Kanunuyla belirlenen sınır bunun da altındaydı. Citibank’ın vergi borcu bu sınırı çok aştığı halde, Danıştay’dan olumlu görüş alınmaksızın bu borcun Maliye Bakanının onayıyla silindiği anlaşılmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: 4353 sayılı yasanın 30. maddesine göre Danıştay görüşünün sulh anlaşmasının bağıtlanmasından önce alınması gerekir. Yerleşik Danıştay kararlarında da bunun bir “icazet” değil, “ön izin” olduğu, Danıştay’dan ön izin alınmadan Devleti bağlayıcı taahhütlerde bulunanların, bu tür anlaşmalar yapanların sorumlu olacağı açıklanmıştır.
Somut olayda; - Yasanın öngördüğü sınır çok aşıldığı halde Danıştay’dan ön izin alınmaksızın işlem yapılmış olması; - Yapılan işlemde kamu yararı bulunmaması –aksine kamunun zarara uğratılmış olması nedeniyle yasanın ihlal edildiği ve suç işlendiği açıktır.
Hükümetin bu yasa dışı uygulamasının bedeli vergilerle halka ödetilmektedir. Türkiye’de, köylünün bir yıllık mazot tüketimi 2 milyon 222 bin tondur. Citibank’ın 3 milyar dolar (4 milyar YTL) vergi borcunun tahsil edilmesi halinde, köylüye mazot 1 YTL’den sağlanabilecek, ayrıca geriye 1 Milyar dolar kalacaktır. Bu yıl bütçede köylüye ayrılan destek 2, 9 milyar YTL. Citibank’a aktarılan para ise 4 milyar YTL. 30 milyon köylümüze 2, 9 milyar YTL’yi çok görenler Citibank’ın cebine havadan 4 milyar YTL koymuşlardır.
Vergi kanunla konur, kanunla kaldırılır. Devlet, nasıl idari bir tasarrufla vergi koyamazsa; aynı şekilde idari tasarrufla kanunların alınmasını emrettiği bir vergiyi de kaldıramaz.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “İrtikap” suçunun düzenlendiği 250. maddesinde; “Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına…icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir.
Doğrudan Maliye Bakanı tarafından işlenen bu suça başta Başbakan olmak üzere diğer Hükümet üyeleri de iştirak etmişlerdir. Çünkü, yasanın 251. maddesine göre; “Zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur”.
Maliye Bakanı, Başbakan ve diğer Hükümet üyeleri bu eylemleriyle en azından Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesini ihlal etmişlerdir. “Görevi kötüye kullanmak” başlığını taşıyan bu maddede; “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle…kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü yer almaktadır.
Faillerin bu eylemleri nedeniyle cezalandırılmalarıyla da yetinilemez. Kamunun uğradığı bu zararın tazmini de gerekir.
Sonuç ve İstem: Şikayet edilenler hakkında, Anayasa’nın 100. maddesine göre işlem yapılarak cezalandırılmalarının ve kamunun uğradığı zararın tazmininin sağlanmasını dileriz.
Saygılarımızla.
Av.Mehmet Cengiz İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcı
(*) Citigruop, dünya çapında yaklaşık 200 milyon müşterisi ile 100'ü aşkın ülkede faaliyetlerini sürdürüyor. Türkiye'deki faaliyetlerine 1975 yılında kurumsal bankacılıkla başladı. 1996 yılından bu yana bireysel bankacılık alanında da faaliyetlerini sürdürüyor.
Citigroup, Türkiye’deki çalışmalarını Nakit Yönetimi, Dış Ticaret, Hazine, Menkul Kıymet Saklama Hizmetleri, Krediler, Kamusal Finansman ve Uzun Vadeli Dış Ticaret Finansmanı, Para Piyasaları, Varlığa Dayalı Finansman, Citilease, CitiService gibi alanlarda yürütüyor.
Citibank A.Ş. ; 1. Citibank N.A. A.B.D. 399 Park Avenue, New York, NY 10043, A.B.D. 2. Citibank Overseas Investment Corporation A.B.D. One Penn's Way New Castle 19720, A.B.D. 3. Foremost Investment Corporation A.B.D. One Penn's Way New Castle 19720, A.B.D. 4. Centaur Investment Corporation A.B.D. One Penn's Way New Castle 19720, A.B.D. 5. Nostro Investment Corporation A.B.D. One Penn's Way New Castle 19720, A.B.D. 6.Yonder Investment Corporation A.B.D. One Penn's Way New Castle 19720, A.B.D.
tarafından, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun 8 Aralık 2003 tarihli, 1149 sayılı İzin Kararı, Bankalar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca kurulmuştur.
Kuruluş sermayesi 33.752.822.000.000.-TL. (otuz üç trilyon yedi yüz elli iki milyar sekiz yüz yirmi iki milyon Türk Lirası)dır. Bu sermaye her biri 1.000.-TL. (bin Türk Lirası) itibari değerde 33.752.822.000 (otuz üç milyar yedi yüz elli iki milyon sekiz yüz yirmi iki bin) adet nama muharrer hisseye bölünmüştür.
Banka'nın 33.752.822.000.000.-TL. (otuz üç trilyon yedi yüz elli iki milyar sekiz yüz yirmi iki milyon Türk Lirası) olan sermayesinin tamamı kurucular tarafından taahhüt edilmiştir.
Citibank’ın sermayesi kuruluşunda kurucular arasında şöylece paylaştırılmıştır: Hissedar Hisse Adedi Hisse Bedeli (TL.) 1. Citibank N.A. 33.752.821.500 33.752.821.500.000.- 2. Citibank Overseas Investment Corporation 100 100.000.- 3. Foremost Investment Corporation 100 100.000.- 4. Centaur Investment Corporation 100 100.000.- 5. Nostro Investment Corporation 100 100.000.- 6. Yonder Investment Corporation 100 100.000.-
Citibank A.Ş’nin mevcut hisse yapısı ise 24.08.2004 itibariyle şöyledir:
Hissedar Hisse Adedi Hisse Bedeli (TL.) 1. Citibank Overseas Inv. Corp. 33.752.821.600 33.752.821.600.000.- 2. Foremost Investment Corporation 100 100.000.- 3. Centaur Investment Corporation 100 100.000.- 4. Nostro Investment Corporation 100 100.000.- 5. Yonder Investment Corporation 100 100.000.-
| kaynak : http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.asp?goster=haberdetay&idhaber=708
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
-
"En büyük düşman ne şu devlet, ne bu millettir.En büyük düşman kapitalizm ve onun çocuğu olan emperyalizmdir." Mustafa Kemal Atatürk - 1920
Kategoriler
Arkadaşlarım
|